• Evrimcilerin en iyi yaptıkları iş, noktaları birleştirip çizgiler çizerek senaryo üretmektir. Onlar boşluktaki iki noktayı işlerine geldiği şekilde birleştirerek bir çizgi çizerler ve sonra da bu çizgiyi gerçek kabul edip üzerine bir sürü plân inşa ederler. Bulunan fosilleri nokta kabul edersek, bu noktaları birleştiren çizgiler, evrimcilere göre soyun evrimci menşeini belirler.
  • İcat ve keşiflerin peş peşe geldiği dönem kabul edilen 16–19. yüzyıllar arasında, ilmî buluşlarla neredeyse eş zamanlı, şer mânâda yeni bir saha ortaya çıkmıştı: bilim ideolojisi. Esasen ilmin tabiatıyla zıt bir durum arz eden, bu dogmatik ideolojinin temeli şöyle ifade edilebilir: bilim; inanç ve imandan ayrı bir kulvardır ve dinle bilim kesinlikle bir çatışma içindedir.
  • Eğer, Allah var mıdır, yok mudur? Bu konudaki delili, geçmişteki bir takım fosillerin varlığı veya yokluğuyla test etmeye çalışırsanız, işi daha başında kaybettiniz demektir. Çünkü bu sahaya böyle bir beklentiyle girenlerin hiç biri sağlam çıkamamışlardır. Sizler istisna olamazsınız. O bakımdan, derinliğinden emin olmadığınız bataklığın içerisine gözü kapalı dalmayın. Sonra pişman olmak fayda vermez.
  • Aralıklı denge, fosil kayıtlarındaki boşlukların açıklanması için çoklukla atıf yapılan bir görüştür. Aralıklı dengeye göre, küçük populasyonlarda görülen ve evrime sebep olacak büyük değişmeler, geleneksel evrim teorisinde öne sürüldüğü biçimde, milyonlarca yıl sürecek kadar yavaş bir şekilde değil, jeolojik zaman açısından ancak göz kırpmak kadar kısa bir süre içerisinde, sadece birkaç bin veya on bin yıl içerisinde hızlı bir şekilde meydana gelir.
  • Evrimcilerin geçiş formu fosillerinin azlığı (hattâ yokluğu) konusunda başvurdukları en yaygın açıklama, fosil kayıtlarının eksikliği, yani fosillerin henüz bulunamadığıdır. Aslında bu, Darwin'den itibaren evrimcilerin her sıkıştıklarında tercih ettikleri bir çıkış yoludur. Nitekim kitabında "(Fosil kayıtlarındaki boşlukların) açıklaması, benim inancıma göre, jeolojik kayıtların eksikliğinde yatmaktadır." demiştir.1 Ancak bu kayıtların gerçekte hiç yaşamamış veya var olmamış oldukları için mi, yoksa yaşadıkları hâlde fosilleşmedikleri için mi bulunmadıklarını tartışmamız gerekir.
  • Bizim ısrarla üzerinde durduğumuz husus, bulunan fosillerin objektif değerlendirilmesi ve bunların tarafsız yorumlanmasıdır. En önemlisi de, bu fosillerin kritiğinin yapılmasına müsaade edilmesidir. Aslında bu, bilimsel düşüncenin gereği ve bilimin vazgeçilmez prensibidir. Yani, eldeki bir materyal hakkında her bilim adamı objektif olarak görüşünü ortaya koyabilmelidir. Evrim konusunda bilimin bu kriterleri maalesef göz ardı edilmektedir.
  • Varlıklar, Allah’ın isimlerine ayna olma vazifeleri onların en önemli yaratılış gayeleridir. Bir ağacın hayat sahibi olmasıyla Allah’ın Hayy ismine ayna olması, şekliyle Musavvir, rengi kokusuyla Müzeyyin, Mülevvin, ölçülü ve hikmetli yaratılışları ile Adl, Kadir, Hakim ve benzeri isimlere ayna olurlar.
  • Hayatın geçmiş tarihini gösteren bir video kaydımız olmadığından, geçmiş hakkındaki bilgileri -el yordamıyla da olsa- fosillerden elde etmek mecburiyetindeyiz. Kesik, silik, kopuk ve parçalanmış da olsa, hayatın geçmişine ait taşıdığı bilgiler sebebiyle fosiller önemlidir. Ancak evrimcilerin mübalâğa ettiği gibi fosiller evrime destek olmamakta, bilakis onu yalanlamaktadır. Bu hususu fosillere ait üç konu etrafında ele almak gerekir: 1-Kambriyen patlaması, 2- Durgunluk, 3- Boşluklar.
  • Evrim teorisinin çıkmasından itibaren en fazla tartışılan saha; paleontoloji, dolayısıyla fosiller olmuştur. Fosil kayıtları uzun zamandır incelenmekte, bunlardan elde edilen neticeler, bizleri hayrete düşürmektedir. Aristo (M.Ö. 384–322) bile, hayatın topraktan birden bire kendiliğinden çıktığını düşünmüş; fosilleri de bu süreç içerisinde bir "hayata tutunma veya kabaca ortaya çıkma" teşebbüsü olarak görmüştür. Peki, toprak altında gömülü kalmış ve taşlaşmış bitki ve hayvan şekilleri ne mânâya gelmektedir?
  • Allah’ı, sadece hayvanlar değil, bütün mahlûkat tespih etmektedir. Yerde ve gökte ne varsa hepsinin Allah’ı tespih ettiği, zikrettiği Kur’an’da bildirilmektedir. Ancak, bunları bizim anlayamayacağımız belirtilir. Her bir varlığın fıtri görevi de onun ibadeti şeklinde yorumlanmaktadır. Koyun süt, arının bal ve elma ağacının elma vermesi bir bakıma bunların ibadeti şeklinde ifade edilmektedir.