Kâinatın Dilinden

Yeryüzünden çıplak gözle bakıldığında en parlak ve en ayrıntılı görülebilen gökcisimleri Güneş ve Ay'dır. Her ikisi de insanoğlunun biyolojik, psikolojik ve sosyal yapısı üzerinde Cenabı Hakk'ın izni ve keremiyle çok büyük tesirlere sahiptir. Ay ve Güneş tutulmasında nice hikmet vardır. Yaklaşık 1,5 milyon km. çaplı devasa bir gökcismi olan Güneş ile 3.500 km. çaplı Ay'ın, yeryüzünden bakıldığında tam olarak birbirini örtmesi İlâhî Kudret'in bir mu'cizesidir. Güneş ve Ay fezadaki yörüngelerine öyle bir hassas hesapla yerleştirilmeli ki, Güneş tutulması esnasında bu kadar fazla olan büyüklük farkı yeryüzündeki gözlemci tarafından fark edilmesin. Bu ise, Güneş ve Ay'ın Dünya'ya olan mesafelerinin büyüklükleri ile ters orantılı olduğunda mümkündür. Bu hassas ve mükemmel ayara bilim adamları, 'genişlik açısı' veya 'açısal genişlik' ismini vermiştir. Yani Güneş tutulmasının tam olarak gerçekleşmesi için, Güneş'in genişlik açısı ile Ay'ın genişlik açısının birbiri ile aynı olması gerekmektedir.
Matematik diliyle ifade edecek olursak:
Ay'ın Çapı / Ay-Dünya arası uzaklık = Güneş'in çapı / Güneş-Dünya arası uzaklık
Ay'ın çapı 3.474 km., Ay-Dünya arası uzaklık 376.000 km., Güneş'in çapı 1.400.000 km., Güneş-Dünya arası uzaklık 149.000.000 km. olarak alınırsa; birbirine yakın iki oran elde edilir.
3.474 / 376.000 = 0,009239361
1.400.000 / 149.000.000 = 0,009395973
Görüldüğü gibi, birbirini hiç bağlamayan ve birbiri ile hiç alâkası olmayan bu rakamların birbirine nispeti, çok yakın çıkıyor. Bu da, her şeyi ince bir hesapla eviren, çeviren ve hikmetle yapan büyük bir Yaratıcı'yı (Hakîm-i Müdebbir ve Kadir-i Zülcelâl'i) gösterir.

Dokularda pıhtılaşmaya tesir eden 50'den fazla madde vardır. Pıhtılaşmayı sağlayan maddelere prokoagulan; engelleyenlere ise antikoagulan denir. Sağlıklı insanlarda antikoagulanlar baskın olduğundan, kan, damar içinde pıhtılaşmaz. Ayrıca damarların iç tabakasının (endotel) düzgün ve pürüzsüz olması, damar iç yüzünü kaplayan özel bir kimyevî maddenin (glikokaliks) kan hücrelerini, trombositlerini ve pıhtılaşma faktörlerini elektrikî olarak itmesi ve aynı yerdeki trombomodulin ve protein C gibi moleküllerin koagülan maddeleri bağlaması da kanın damar içinde pıhtılaşmamasında yardımcı rol oynar. Ancak kanama olursa, hayatı korumak üzere konulmuş hikmetli program gereği prokoagulanlar baskın hâle gelir ve üç temel basamakta pıhtılaşma gerçekleşir. Önce protrombin aktivatörü oluşur. Protrombin maddesi trombin maddesine çevrilir. Trombinin enzim görevi yapmasıyla fibrinojeni fibrine dönüştürülür. Fibrin adı verilen iplik şeklindeki proteinler ağ meydana getirirler. Böylece kanama durdurulur.
Görünüşte çok girift olan pıhtılaşma mekanizması, bir Sâni-i Hakîm'in eseri olduğunu ispat eder tarzda çok sayıda molekül rol almasına rağmen her zaman en mükemmel şekilde işler.
Hastalık ve ölümlerin oluşmaması için Kadîr-i Alîm vücuttaki neredeyse bütün mekanizmaları negatif beri besleme üzerine yaratmıştır. Bir mekanizma aşırı çalıştığında ortaya çıkan ürün, mekanizmayı durdurur; bu şekilde aşırı ürün ortaya çıkması ve iç dengenin bozulması önlenmiş olur. Pıhtılaşmada ise, oluşan pıhtı kendini durdurmak yerine, daha çok pıhtılaşmaya sebep olmaktadır (pozitif geri besleme). Eğer pıhtılaşmada da negatif geri besleme olsaydı, pıhtılaşma kendi kendini sınırladığı için kanama durdurulamayacaktı.
Kanamayı durdurmak için üretilen pıhtı daha sonra ne olmaktadır? Çok fazla pıhtı damarı tamamen tıkayabilir mi? Kudreti Sonsuz, bunun da tedbirini sisteme emniyet sigortası olarak yerleştirmiştir. Vazifesi bittiğinde, pıhtının eritilmesi ve ortadan kaldırılması gereklidir. Pıhtı eritici enzim (plazminojen) emir alır almaz pıhtıyı eritir. Pıhtı içine fibroblastlar denen iyileşme hücreleri göç eder ve pıhtı gerçek bir dokuya çevrilir.
Her safhasında binlerce hikmetli reaksiyonun vazife aldığı pıhtılaşma hâdisesinde, israf veya eksiklik yoktur. Her şey tam yerli yerindedir. Yüzlerce faktör ölçülü bir şekilde, zamanlama hatası yapmadan kan taşıyan bütün canlılar için seferber edilmektedir. Bütün bu mükemmel biyokimyevî hadiselerin en küçük bir safhasına bile tesadüfler veya akılsız şuursuz tabiat kuvvetleri müdahale edemez.

Güneşimiz bir yıldızdır ve 38 trilyon km'lik bir alan içindeki en büyük yıldızdır.Rabbimiz güneş gibi bir lambayı öyle büyük yapmıştır ki içine bir milyondan fazla dünya sığabilir.Yinede güneşin bu muazzam büyüklüğü diğer yıldızlara ve evrene nisbeten çok küçüktür.
Dünyanın çapı 12.756 Km'dir
Güneşin çapı 1.392.500 Km'dir
Güneşten daha büyük yıldızların ise Çapları şu şekildedir;
Sirius yıldızının çapı 2.506.500 Km'dir
Pollux yıldızının çapı 6.962.500 Km'dir
Rigel yıldızının çapı 86.335.000 Km'dir
Beteıgeuze yıldızının çapı 905.125.000 Km'dir
Antares yıldızının çapı 1.108.430.000 Km'dir
Bu muazzam büyüklüklere rağmen bu yıldızların herbiri evrene nisbeten sadece bir noktadan ibarettirler.

Sinek kuşu saniyede 50-80 defa kanat çırpabilir.Saniyede 90 km hıza ulaşabilir ayrıca kalbi dakikada 1260 defa çarpar.Bu yüksek hıza rağmen vücudunda hiçbir yıpranma olmaz.

Civcivin oksijen ihtiyacının karşılanması "mükemmel" bir tarzda olmaktadır. Kabuktaki yaklaşık 1400 gözenek vasıtasıyla dışarıdan alınan oksijen, içerideki nâzenin misafir tarafından kullanılmakta ve karbondioksit olarak pasif difüzyon yoluyla yine aynı gözeneklerden dışarı atılmaktadır.
Civcivin 21 günlük kuluçka devresini geçirdiği o daracık yuvasına, bu müddet zarfında takriben 6 litre oksijen girmekte ve 4,5 litre karbondioksit ile 11 litre su buharı çıkmaktadır. Fakat bütün bu alışverişe rağmen yumurtanın ağırlığı da de-ğişmemektedir. İyice gelişen embriyonun oksijen ihtiyacı, kuluçka devresinin sonlarında iyice artmakta ve gözeneklerden içeri giren oksijen de ihtiyacı karşılayamamaktadır. Peki, bu ek oksijen ihtiyacı nasıl karşılanıyor acaba?!
Herşeyi bilen ve bilerek yaratan Kudret-i Sonsuz, o muhteşem programında elbette bunu da tanzim etmiştir. Haşlanmış bir yumurtayı soyduğunuz taktirde, yumurtanın dip tarafında göreceğiniz hava odacığı, işte bu ihtiyacı karşılamak üzere inşâ edilmiştir. Civciv 19. günlerinde bu hava odacığının zarını gagasıyla deler ve orada saklı tutulan oksijeni ciğerlerine çekerek ilk defa solunum yapmaya başlar.







